Laboratuvarda geçirdiğim saatlerin çoğunda bir şey düşünmem. Dinlerim.
Kokuları, yoğunlukları, dokuları, emilimi... Sessizliğin içinden çıkan o küçük ipuçlarını duymaya çalışırım.
Çünkü bir ürünü yalnızca “etkili” kılmak yetmiyor.
Cildin onu nasıl karşıladığını da hesaba katmanız gerek.
O yüzden her formül benim için teknik olduğu kadar duygusal da.
Bilimin çok net yanları vardır: oranlar, pH değerleri, çözünürlük, moleküler denge...
Ama ciltle temasa geldiğinde işler sadece rakamlarla yürümez.
Orada artık sezgi başlar.
Ben işte tam o geçişi seviyorum.
Bir ürünün yoğun mu olacağına, hafif mi akacağına, kokusunun ilk saniyede mi yoksa biraz
gecikerek mi hissedileceğine karar verirken sayılar kadar hisler de konuşur.
Ve her kararın sonunda şunu sorarım kendime:
“Bu ürünü kullanan biri, kendine daha iyi davranmış hissedecek mi?”
BeautyXFly’da geliştirdiğimiz her üründe bu sorunun izini sürdüm.
Nazik ama etkili olmalıydı.
Gösterişten uzak ama unutulmaz.
Dilde değil, dokuda kalıcı.
Ben mesleğimde hiçbir zaman çok konuşan biri olmadım.
Ürünlerin konuşmasına izin verdim.
Çünkü iyi formül dediğimiz şey, bir anlatıdır.
Ve iyi anlatılar, sessiz başlar.
Bugün rafta gördüğünüz her BeautyXFly ürününün ardında; sabırla beklenmiş, tekrar tekrar test
edilmiş, sadece kimyasal olarak değil, hissel olarak da “doğru olanı” aramış bir süreç var.
Ve bazen, laboratuvarda günlerce uğraştığım o son %1'lik dokunuş…
Aslında bütün ürünün ruhunu belirliyor.
Bana hep şu sorulur:
“En çok neye dikkat edersin?”
Cevabım hep aynıdır:
“Sessizliğe.”
Sevgiler, TeamXFly